25 Nisan 2017 Salı

A Clockwork Orange



Beni Kubrick ile tanıştıran Anthony Burgess romanı A Clockwork Orange'ın bendeki yeri çok çok özel.. Okuduğum günü hala dün gibi anımsıyorum. Boş geçen ve miskinliğin bende yaşattığı "suç işliyormuş hissi" ile harcamak üzere olduğum, sıcak bir yaz günüydü. (Evet, suç işliyor gibi hissediyordum ve hala boş kaldığımda içim rahat olmaz çünkü oldum olası geri getiremediğim değerlerden biri olan "zaman"ı boşa tüketmek büyük rahatsızlık veren hislerden biridir benim için.) Yine hep yaptığım gibi Ekşi Sözlük'te okuyacak roman veya izleyecek bir film arıyordum. Kader işte. Beni Otomatik Portakal ile tanıştırdı... İkindi vakitlerinde başladığım kitaba kendimi öyle kaptırmıştım ki henüz güneş batmadan son sayfalara ulaşmıştım. Kitabı kapadığım an kısa süreli bir mindfuck ardından içimden geçen ilk şey şu oldu: "Hayatım boyunca okuduğum en güzel roman otomatik portakal olmalı!"

Gelelim hakkında yazacağım sinema kısmına. Açıkçası romanlardan uyarlanan filmleri kitabı okuduktan sonra izlemek pek hoşlanmadığım bir durum. Genelde yönetmenler birebir uyarlama yapmak istemediklerinden kitabı kırparak beyaz perdeye aktarıyor. Kitapta belki de çok önemli olduğunu düşündüğüm anları da filmde görememek beni mutlu etmiyor ne yazık ki. Maalesef ki kelimesini üstünde durarak söylüyorum, bu sancıyı Otomatik Portakalı izlerken de yaşadım...

Resmen fanı olduğum, deha olarak tanıdığım Stanley Kubrick Abi'nin bu uyarlamasını doyurucu bulmadım. Zaten Kubrick'i biraz olsun tanıyanlar bilir, senaryoyu nereden alırsa alsın izlettiği filmde siyasi, ahlaki veya sosyolojik göndermeler Kubrick'in yapmak istediği asıl şeylerdir ve bu mesajlar da genellikle uyarlanan öyküden, romandan kopuk olur.

1971 yapımı A Clockwork Orange'ı izlerken de aklıma gelen şey tam olarak buydu. Kubrick, insanlığa ve yaşadığı topluma okkalı tokatlar indirmek istiyor, siyasetçileri yerin dibine sokmaya hazırlanıyordu. Belki de tüm bu hırsı da Kubrick'in sonunu getirmiştir. Çünkü diğer filmlerinde de paraya tapan ve merhametten arınmış örgütleri birer birer deşifre etmeyi, hepsini eleştirmeyi ne pahasına olursa olsun eksiltmedi sanat hayatından. Büyük cesaret doğrusu. Hayran kalmamak elde değil...

Film çok etkileyici bir müzikle, şahane bir kamera açısıyla başlıyor. Ana karakter Alex, kötü karizmasıyla, sert bakışlarıyla izleyiciye gözünü dikmiş bir vaziyette kafayı bulurken kamera yavaş yavaş tüm alanı göstermeye çekiliyor. Alex'in seyirciyi sapıkça röntgenlercesine bakışları eşliğinde arka planda çalan müthiş müzik Funeral of Queen de gerilimi bir doz arttırıyor ilk dakikalardan.. Ve karizmasına tekrar tekrar hasta olduğum, yaşına rağmen kötülüğün babası diyebileceğim Alex, kitabın girişindeki o müthiş monoloğuyla girişi yapıyor. "...ve Korova Süt Bar'ında oturmuş, rasodoklarımızı yoruyorduk..." Filmin belki de en etkileyici sahnesi giriş kısmıydı...

Önce biraz hikayeye sonra da Kubrick'in niyetine değinecek, biraz da kitap hakkında birkaç görüşümü belirtecek ve yazımı noktalayacağım:

Hikaye şöyle, Alex ve çetesi yaşadıkları şehirdeki diğer serseriler gibi insanlara kan kusturan, soygunlar yapan, sisteme kafa tutan ve tüm bu şiddeti gerçekleştiren bir grup. Çete üyeleri çok genç, ertesi gün okul için erken kalkacağından uykuda olması gereken saatte süt barında kafayı bulan karakterler. Sert içkiler bünyelerine öyle etki ediyor ki içtikten sonra "diğer gençler gibi" agresifleşiyorlar ve ortalığı kan gölüne çeviriyorlar. Cinsiyet, yaş, ortam gözetmeden vicdansızca yapıyorlar tüm bu eylemlerini.. Derken gün geliyor, çete üyeleri Alex'in başkanlığına itiraz etmeye başlıyorlar, isyan çıkarıyorlar ve yaşanan ufak bir arbede sonucu birbirlerinden ayrı düşüyorlar. Hepsi kendini bu bataktan kurtarırken Alex ise hapse giriyor... Dönem içinde bazı psikolojik çalışmalar yapılmakta. Sinema gibi bir ortamda suçluyu gözünü kırpamayacak şekilde bağladıktan sonra şiddet içerikli görüntüler izleterek şiddetin ne kadar mide bulandırıcı olduğunu kavratmaya çalışıyorlar. Alex de bu deneylere ilk tabi tutulan tutuklu oluyor...

Kitapta birçok önemli husus var. Bunları bir bir bahsedersem kitabı okumanızın bir anlamı kalmayacak. Dolayısıyla ben filmde asıl üzerinde durulan, kafa yorulması gereken sahnelerden birine değinmek istiyorum. Dediğim gibi Kubrick, yönetmen koltuğunda siyasetçilere ve devlete göz kırpmak istemiş. Sinsi sinsi sırıtarak komut verdiği o koltuktan belki de sinema dünyasında görülebilecek en başarılı eleştirilerden birini gerçekleştirmiş.

Tecavüzcü, katil, hırsız, esrarkeş, alkolik, ruhu kapkara olan Alex, deneyler sona erdiğinde devlet başkanı tarafından ziyaret ediliyor. Hastanede Alex'e gayet iyi müdahalede bulunuyorlar, envai çeşit ikramlar ve yemekler sunuyorlar. Başkan odadan içeri adımını atar atmaz Alex'e yapışıyor, Alex'i besliyor, onunla fotoğraf çekiliyor sonra da ona ufak bir hediye veriyor. Aslında başkanın umrunda olan Alex veya Alex'in eziyet ettiği insanlar değil. Bilimsel gelişmeler ise hiç değil. Başkanın niyeti medya aracılığıyla reklamını yapabilmek, algı operasyonlarını tüm otoritesiyle yönetebilmek. Bunun için bir zamanlar kendisine düşman olan Alex'i siyasi emelleri uğruna bizzat elleriyle besliyor, ayağına kadar geliyor. Düz yazı olarak bu mesajı aktarmam eminim ki hiç yeterli olmadı sizin için. Çünkü arkaplandaki klasik müzik eşliğinde, Alex'in kindar bakışlarıyla beraber dank ediyor her şey...

Gelelim kitap hakkında söylemek istediğim o çok önemli şeylere:

Elime geçen çeviri bazı noktalarda başarısız kalmış, elinden gelenin yapılamadığı bir çeviriydi. Tekrarlar çok fazlaydı, Türkçe'ye çevrilmeden direkt sunulan yabancı terimler vardı. Buna rağmen hikayenin akışında hiçbir tümsekle karşılaşmadım.

Burgess, kullandığı dil içinde kendine ait bir argo grubu oluşturmuş. O dönemki toplumdan bağımsız bir dille, alaycı bir şekilde yazmış Alex'in çoğu cümlesini. Kitabın en hoşuma giden noktası buydu belki de. Daha önce hiç duymadığım hatta anlamı bile olmayan argolar Alex'in kelime dağarcığının büyük bölümünü oluşturuyordu...

Son bir noktaya daha gelmek istiyorum: Film boyunca eşsiz bir klasik müzik ziyafeti vermiş sevgili yönetmenimiz. Gioachino Rossini, Beethoven, Erika Eigen gibi müthiş yetenekleri dinletiyor, görsel şölenle birlikte izleyicideki gerilimi arttırıyordu.

Belki de Kubrick'in en iyi filmi değildir Otomatik Portakal. Ama roman olarak yüzyılın en iyi eserlerinden biri olduğunu söylemek gerekli...


14 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Aşırı stres ve panik sebebiyle kullandığım bir ilaç :)

      Sil
  2. Otomatik Portakal'i o kadar cok duymustum ki *filmini, izledim. Ama cok begenmedim. Kitabini da okumayi dusunuyorum. Tesekkurler paylasim icin. Deep sayesinde geldim bu arada. ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitap beni baya içine aldı diyebilirim. Hatta sinema sahnesinde, ondan önceki terapiye hazırlık sürecinde yazar o kadar hoş bir üslup kullanmış ki okurken kendimi Alex'in yerine koyduğum, onun yerine korktuğum bile oldu. Aslında filmi de çok hoştur ama kitaptan bağımsız olarak Kubrick'in eleştirdiği Burjuvaziye odaklanınca güzel geliyor.
      Ben teşekkür ederim okuduğun için.:)

      Sil
  3. Selamm... Deep paylaştı gördüm geldim hemen, güzel yazılarınız varmışş ;) bende beklerim sizi, teşekkür ederiz paylaşım için :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asıl ben teşekkür ederim. Tabi ki de uğradım hatta takipteyim de :)

      Sil
  4. Böyle kitap, film, dizilerle dolu blogları çok seviyorum ben... :)
    Görüşmek üzere...ben de beklerim sayfama! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıkçası ben blogunuzu bayadır takip ediyorum ya :D
      Dergi şeklinde toparladığınız etiketli yazıları okuyorum fikir çok hoşuma gitti hatta bir ara benim de aklıma gelmedi değil. Severek okuyorum, bloguma uğradığınız için teşekkür ederim. :)

      Sil
  5. okudum da izledim de önemli tabisiiiii ama bana karışık geliyor biraz gözdem değil ama severim de yaniii :) full metal gözdem ama işteee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sakin kafayla okumak baya önemli :) 1984 ile animal farm'ı da öneriyorum okunacak olarak. Beğeneceğini umuyorum :D

      Sil
  6. ya sen gerçekten prozac kullanıyon he hiç kullanmadım ama o kadar kullanan var ki. bir de metal head diyon. metal müzik seviyon sanırımsam çok severim ben de. bir müzik listesi yapsanaa bi araaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında çok hafif ve etkisiz bir ilaç. İki senedir hala stresle savaşıyorum, o pes etmedi ben yıldım :)
      Yaparım tabi ki ya. Aslında sağ tarafta dinlediklerimde vardı da onlar çok abudik gubudik şarkılar sevmeyebilirsin belki. https://www.youtube.com/watch?v=Ldxzc8qduBM metal değil de son zamanlarda dinlediklerimden çok hoş bir şarkıydı mesela. Tavsiye ederim müzik ziyafeti için :)

      Sil
  7. Çok fazla okunacak kitap listesi yaparım otomatik portakalda uzuuuun zamandır bu listede beni bekleyenler arasında yakın zamanda okuyabilirim umarım yazınla birlikte bir kere daha bu kitap önüme çıkmış oldu :) Deep'in yazısıyla geldim takibe de aldım. banada beklerim sevgiler:)

    http://yenilenmeprojesi.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okumanızı tavsiye ederim kesinlikle kitap önerilerimde ilk sıralarda olur. Umarım okuduğunuzda beğenirsiniz de :)

      Sil